10 Ekim 2009 Cumartesi

Büssürü büssürü bişi

Tekrardan hepinize melabaa diyerekten acık uzun olacağını düşündüğüm yazıma başlamak istiyorum.
Evet. Benim şu anda Verona'da olmam iğcağbediyodu mamafih söz konusu şehirdeki olası hava muhalefeti yüzünden gezimizi iptal etmek zorunda kaldık.

Farketmişsinizdir kine bir önceki yazımın aksine Türkçe karakterleri alabildiğine kullanabiliyorum. Bu da ne demek oluyor ki; nur topu gibi bem beyaz bi mekbukum oldu. Bugün yüksek müsadeniz ile pek çok konuya değiniciğm.

MacBook

Adı Bianca. Kendisiyle birkaç yıl sürmesini beklediğim bir ilişkiye başladık. Şimdilik çok iyi geçiniyoruz, kendisinin her hangi bir süre zarfında beni üzeceğine de pek ihtimal vermiyorum.

Fazla söze gerek yok, Mek döver.

Italia!

Yazının bu kısmısında İtalya'dan, İtalya'da hayat vs. gibi şeylerden bahsetmeye çalışıciğm. İnsan niye İtalya'ya gider, İtalya'da ne var, kimler İtalya'ya gitmeli? gibi soruların cevaplarını arıyıciğz. Şimdi bu demek oluyor mu ki bu yazıyı okuyan herkes İtalya hakkında her türlü bilgiye vakıf olucak? Tabii ki hayır.

İtalya'yı tarif etmek ve/veya betimlemek pek mümkün değil. İşbu ülke aynı Türkiye gibi umduğunu değil bulduğunu yediğin biyer. Tabi burda bulunan şeyler Türkiye'den oldukça farklı. Bi kere ben de İtalya'nın nasıl biyer olduğunu bilmiyorum, hatta komple 58-60 milyon insanın İtalya'nın ne olduğu konusunda hiçbi fikri yok. Buralar İtalya'dan sayılmıyo, biz (Comaschi) İsfiçreli gibiymişiz, başka bi taraf var adını unuttum şimdi, ordakiler de Avusturyalı gibiymiş. Güney bambaşka bi muamma zaten, ama güneyliler çok iyi insanlar. Kısacası İtalyan'lara "nerelisin?" diye sorunca herkesin anlatıcak bi hikayesi var. Benim anladığım kadarıyla "İtalya" ütopik bişey. Yani yok öyle bişey. İtalya insanın beyninde, ayrıca İtalya (gerçekten) insanın kendine yakışanı giymesidir.

İtalya ne tarafa çekersen o tarafa gelen biyer. Sevilcek ya da nefret edilecek çok fazla şey var. İtalya'ya karşı herhangi bir sempati duymuyorsanız buranın günlük yaşam, politika, spor vs. konusunda Türkiye'den herhangi bir farkı yok fakat aşağıda belirteceğim konulardan bir veya birkaçı ile uzaktan yakından ilginiz varsa İtalya cennet.

- Yemek (e yani)
- Kahve
- Tarih
- Sanat
- Araba/Motosiklet/Bisiklet
- Moda

Hepsine tek tek girmiycem şimdi, özellikle yemek konusu yazmakla bitçek gibi diğil.

Bizim arkadaşlarla genel görüşümüz "İtalya'da bankacı olucan abi!" şeklinde. Sabah 8:20'de açıyolar, 1 - 2:35 arası yemekteler, sonra 4'te dükkanı kapatıp gidiyolar. Gerçi bu sadece bankalara özgü bişey diğil. Saat 4'ten sonra bişeyi ara ki bulasın. Cumartesi her yer öğlene kadar açık, pazar da sadece insanın hayatta kalmak için gerek duyduğu şeyler (ekmek - su) satan yerlerin bazıları açık. Hayat genel olarak çok ucuz olmasa da pahalı da sayılmaz, "işi bilcen oolum" taktiği burda da geçerli. LD var mesela, kendisi tam anlamıyla buranın BİM'i. Aynı konsept, herşey kartonda falan. Ucuz ama içerde İtalyan görünümlü insanlara rastlamak pek mümkün değil. Sonra GS var, GS buranın karfuru. Benzetme falan yapmıyorum, GS bildiğin karfur. Bütün karfur ürünleri bulunuyo ama adı GS kalmış. Bi de Esselunga var ki o biraz migros gibi, hafif pahalıya kaçıyo ama bazı şeyler bazen çok ucuz olabiliyo. Türkiye'deki her marketin kendine has çıkarttığı indirim kartı muhabbeti burda da var, bu kartlar yeri geldi mi hayat kurtarabiliyo.

Milano'yu pek bilmiyorum ama Como'da gece hayatı namına pek bişey yok. Saat 9'dan sonra sokağa çıkıldığında gerçek anlamda kimse yok. Como sanki kendi tapulu mülkünmüş gibi geziyosun. Perşembe geceleri öğrencilere güzellik yapan bi barımız var. Ne içersen iç 3 €. Perşembeleri herkes orda, müzik yok öyle ayak üstü muhabbet.

İtalyanca

İtalyanca'yla aram çok iyi. Kendisi sağolsun beni pek bi seviyo. Geldiğim günden beri bayaa bi mesafe katettim gibi. Tabi bunda İtalyanların gram ingilizce bilmemesinin de rolü var, bu olayı da ayrı bi seviyorum zaten, derdini İtalyanca anlatmak zorundasın. Benim derdimi anlatmak konusunda herhangi bir sıkıntım yok lakin ben derdimi anlattıktan sonra amca-teyze-arkadaş'ın verdiği cevaptan pek bişey anlamıyorum. Ben adama x adrese nasıl giderim diye soruyorum adam ayaküstü bana dünya klasiklerinden en az 2 eser okuyo. Aradan anladıklarımı ve beğendiklerimi seçip yoluma devam ediyorum. Zaten İtalyanca öyle bir dil ki konuşmak için nerdeyse hiçbişey gerekmiyo. Her kelime her anlama gelebiliyo, misal:

Ciao: hem merhaba hem güle güle demek
Perché: hem neden hem çünkü demek
Prego: hem buyrun, hem rica ederim demek

Yani kısaca Türkçe bile konuşsan elle kolla bi şekilde derdini anlatabiliyosun. Cümlelerin arasına "allora" eklemeyi unutmamak lazım.

Derslere de başladık artık insanları daha rahat anlayabilicem inşallah. Elisa var bizim hoca, çok şeker bi insan, İngilizce bilmemesi de ayrı bi güzel. Beni secchione yaptı. Secchione'nin tam olarak ne olduğu konusunda hala tam bi fikrim yok. Yaptığım araştırmalar sonucu "çalışkan" gibi bir karşılığı olduğuna kanaa't getirdim. Secchione olarak başımdan geçen anıları ileriki postlarımda sizlerle paylaşma niyetindeyim.

İnsanlar

Burda her çeşit insan var. Bu "her çeşit" insanların büyük bi bölümünü Türkler oluşturmakta. Güzi'de okulum sağolsun nerdeyse Türkiye'den başvuran herkesi kabul etmiş. Demek ki akademik anlamda inanılmaz başarılı bi ülkeyiz :P

Çok Türk var fakat bunların hepsi Management'ta. Zaten herkes Management'ta. Bizim bölümde 8-10 kadar Türk var ki bunların da 6-8 kadarı Communication seçti. Bu da demek oluyor ki Sound Engineering'de ben dahil 2 Türk var. Geri kalanlar genelde İtalyan ve her gün Milano'dan git-gel yapıyolar.

Tabi ordan, burdan ve şurdan da pek çok insanla tanıştık. İnsanları milletler göre kategorize etmek çok doğru diyil, her ülkeden sıcak, soğuk, arasıcak ve aperatif insanlar çıkabiliyo. Şu ülkenin insanı böyle, bu ülkenin insanı şöyle demek çok doğru değil. İnsanlar ben söylemediğim sürece Türk olduğumu anlamadıkları gibi ben de insanlar söylemedikçe İtalyan mı İspanyol mu Kolombiyalı mı tam çözemiyorum.

Bi de sanırım Türk'ün Türk'ten başka dostu var. Daha hiç kimse Türk olduğumuzu söyleyince "Hııı bunlar Türkmüş uzayalım hacı yavaştan" şeklinde triplere girmedi.

Ultimate

Ultimate, okuldaki el ilanlarından birinde görüp gittiğim ve çok da beğendiğim yeni sporum. Aslında olay amerikan futbolunun frizbi'yle oynanan versiyonu. Pek çok kaynaklarda "Ultimate Frisbee" olarak geçse de "Frisbee" bi şirketin trademark'ı olduğu için genelde ultimate olarak geçiyo. Olay diski takım arkadaşına atarak sahanın öbür ucuna ulaşmaya çalışmak, diskle koşmak yok.

Neyse "open day" diye bi muhabbet vardı işte gençler sporu ve takımlarını tanıtıyolar. Gittim kimse olaya ilgi göstermemiş, takıma da adam lazımmış "ben de oynıyım mı abi?" dedim gel oyna dediler. Takıma girdim yani. Haftada iki gün antrenmanımız var, pazartesi çarşamba. Geçtiğimiz hafta takımla antrenmanlara başladım ufak da bi sakatlık geçirdim. Şimdilik maç temposunda değilim ama bakalım ilerki zamanlarda olcak inşalla. Antrenmandan sonra da civarda bi bar var oraya gidip içiyoruz. Şimdilik dönen muhabbetin %5'ini falan anlıyorum ama zamanla olcak tabi.

Şu an takımdaki tek yabancı konumundayım, bi tane de Hintli bi eleman gelcekti o yok ortalıkta. Mail grubumuz bilem var :) herkes bişiler yazıyo, geçen birinin çocuğu oldu mesela 3.5 kg 51 cm herkes böyle tebrik mesajları yazıyo.

Okul

Okulumuz fena biyer değil. Dip dibe iki tane bina var, dersler bi orda oluyo bi burda oluyo. Her iki binayı da Università degli Studi dell'Insubria ile paylaşıyoruz. Ben kendilerine daha çok bizim Fen-Edebiyat fakültesi diyorum. Çünkü önemli işlerle biz uğraşıyoruz bunlar da efendime söyliyim hukuktur edebiyattır kimya fizik gibi şeylere bakıyolar.

Eğitim sistemi Türkiye'yle, en azından Trakya Üniversitesi'yle kıyaslanamayacak düzeyde. Gerçi ben daha tam eğitilmedim ama anladığım kadarıyla hocalar derslerde işi çok sıkı tutup sınavda öğrenciyi çok fazla zorlamamakta. Anlatılanlara göre sınav gecesi ezberleyip ertesi gün unutulan şeyleri kimse sınavda sormuyormuş. Sınavlar 30 üzerinden ele alınıyor ve 18 alan geçmiş sayılıyor. Bir dersten kalındığı takdirde aynı sınava 4 ila 6 kere daha girilebiliyor. Bu da okulu uzatmayı neredeyse imkansız hale getiriyor (inşallah). Genel olarak hocaların ingilizceleri iyi ama yer yer "the Italian man who went to Malta" tarzı hocalar da denk gelebiliyo. Derste hoca bazen anlaşılmayan yerleri İtalyanca anlatabiliyo ama bu genelde bir veya iki cümle sürüyo. İlginçtir ki ben bazen ingilizcesini anlamadığım şeylerin italyancasını anlıyorum.

Sound Engineering kolay bi dal değil. İşin matematik kısmı biraz çetrefilli. Her derste türevler, integraller, matris dönüşümleri havada uçuşuyo. Ama ilk dönemden sonra daha spesifik konulara yelken açıciğz. Ayrıcana bize söylenenlere göre bu daldaki eğitimi dünya üzerinde sadece 5 (beş) üniversite veriyormuş.

Bitti Gibi

Şimdilik anlatıcaklarım bunlarla sınırlı. Aslında anlatıcaklarımın sınırı yok, şimdilik bu kadar yazabildim.

Bi dahaki yazıya kadar hepinize arrivederci.