Aslında “Sardegna’yı Bildiriore” olsa daha iyi zira uykunun tutmadığı bir Edirne gecesinde ilginç bir şekilde Jennifer Lopez dinleyerek yazıyorum. Üstünden bir haftadan biraz daha uzun bi zaman geçti. Siteye ne zaman koyucaam da muallak. Lafı uzatmaya gerek yok. Bildiriyore.
Bergamo Şehir Merkezi – Havaalanı arası seyahatimi 20 cent gibi komik bir ücret karşılığı kat ettikten sonra ülke içi bir uçuş olmasına rağmen bir Ryanair klasiği olan “Visa Check” sonrasında ufak bir bekleyiş sonrası uçağa bindiğimizde İtalyan 2. pilotumuz Sardegna dolaylarında havanın gağyet güzel olduğunu, uçuşumuzun yaklaşık 1 saat 20 dakika süreceğini vefakat yurdum ATC’leri (Air Traffic Controller) grevde olduğundan kelli 45 dakika gibi bir beklemeyle havalanacağımızı söyledikten sonra koro ve solo halinde “aaaa” ve “uuuu” sesleri çıkardıktan sonra kalkış izni için bekledik. Kısa bir süre sonra çizmeyi geride bırakıp Corsica ve Sardegna üzerinden Cagliari’ye doğru ilerledik. Bu şirin Akdeniz adaları 36 bin ft. yüksekten bile insanın kalan ömrünü geçirmek istediği yerler gibi gözükmekte. Gel zaman git zaman Caglari – Elmas havaalanına indik. Elimde herhangi bir fotoğraf yok ama o bölgenin adı gerçekten “Elmas”. İnanmayan açsın gugulörtü baksın. Neden bilmiyorum, ama Sardegna ve Sicilia’da adı sesli harfle bitmeyen (gelinim sen anla edit: İtalyanca her isim sesliyle biter) yer isimleri mevcut. Havaalanındaki bilet makinasının çalışmadığını söylediğimde görevli “otobüste alırsın” dedi. Otobüsteki şöför de “inince alırsın” dedi. İndiğimizde ise zaten inmiştik.
Cagliari ilginç biyer. İtalya’nın genelinde hakim olan ‘istasyon karşısı McDonalds’ geleneği burda da mevcut. Cagliari ne turistik biyer, ne de tam tersi. İner inmez kah harita, kah GPS yardımıyla hostelimizin yolunu tuttuk. Toplamda 48 saatten az bir süre kalacağımız için ikinci gece hostelde kalmamayı düşünüyorduk fakat insanların anlata anlata bitiremediği “İtalya’nın Güneyi” faktöründen tırsıp 2 gece kalmayı tercih ettik. Çantaları odaya bıraktıktan sonra resepsiyondaki abinin tavsiyesi üzerine bir pizzeria’ya gidelim dedik. Bu arada “Sardları anlayamazsın” diyen Sicilia’lı arkadaşıma da burdan nanik yapmak istiyorum. Kendisi bu satırları büyük ihtimal okumuycak, ve/veya anlamıycak ama olsun. Sardlar da (ilginçtir) diğer İtalyanlar gibi ‘İtalyanca’ konuşuyorlar. Belirgin, sert bir aksanları yok. Sanırım burdaki durum da Catalunya’daki gibi bir şehir efsanesinden ibaret.
Pizzacıya gitmeden önce sanki çok yanıcakmışız gibi güneş kremi falan almak için süpermarket’e gidelim dedik. Hosteldeki abinin tarif ettiği mekan süpermarketten ziyade ‘süperbakkal’ modundaydı. Fiyatlar Como’yla az çok aynıyken soğuk Coca-Cola burda 80 cent. Ucuz bulup aldım. Ucuz yollu bir şampuan aldıktan sonra kasiyer ablaya güneş kremi sorduk, kendisi Sardegna yazının yaman olduğunu, alabildiğine yüksek korumalı bir krem almamızı salık verdi. Önerdiği bütün kremlerin fiyatları iki haneli olunca kenarda köşede kalmış olan 4 faktör Nivea’ya 9,60 euro gibi fantastik bir fiyat ödemek durumunda kaldık. Kendisi halen bizim için önemli bir güneş kremidir. Açlığımıza daha fazla dayanamayarak pizzeria yoluna düştük. Neyse efendim, hosteldeki abi bize “açsanız gigante yiyin” uyarısında bulunduğu için arkadaşım bir adet “gigante” pizza sipariş etmeyi tercih etti. Ben ise normal bir insan olduğumu düşündüğümden mütevellit normal boy bir margherita söyledim. Gelen pizza kelimenin tam anlamıyla “gigante”ydi. Nerdeyse tüm İtalya’da standart olan pizza tabağınun kenarından 10’ar cm taşan pizzanın bir çeyreğini de ben yemek durumunda kaldım. Lezzeti yeterince iyi olsa da malzemesi daha bol olabilirdi. Yanında içtiğimiz ev yapımı şarap Roma’da içtiğime benzer, güzel, Trakyalı tabiriyle “kaktıkça gidiyü” şeklinde bir şaraptı. Sonra şehrin ana caddesi gibi duran (via Roma) bi caddeden yukarı doğru yürüyüp bir parkta oturduk. Yarım saat kadar süren bir gözlem sonucu Sardların ve güney İtalyanların söylenegeldiği gibi ‘Zenci’, ‘Arap’, ‘Adanalı’ olmadığı sonucuna vardık. Sonrasında kahve krizim tuttuğu için yarım saat bar aradık. Bizim Como’da alışık olduğumuz ‘adım başı bar’ geleneği sanırım burda pek rağbet görmüyordu. Bikaç yer bulduysak da amcalar saat 10’da dükkanı kapatıp gitmişlerdi. Nihayet Lavazza satan bir bar bulduktan sonra barista amcadan kibar bir şekilde ‘Caffe Lungo’ istedikten sonra kendisi bana gayet kibar bir şekilde kahvemi hazırlayıp sunduktan sonra arkamdaki orta yaşlı amcayla daha önce hayatımda hiç duymadığım bir dilde (Sardo) konuşmaya başladı. Durmaksızın konuşulan bir buçuk – iki dakikalık muhabbetin içinde tek bir kelime bile anlamadım. 80 cent ödeyip çıktık. Kahve burda da 80 cent. Roma’da daha ucuzdu. Belki ada diyedir. Sonrasında pahalı restoranların olduğu bir sokaktan ilerlerken hostelin 30 metre aşağısındaki meydanda ayak üstü jazz konserine denk geldik. Amcalar güzel çalıyordu, baterinin zillerinden biri ‘İstanbul’ markaydı. Yarım saat kadar dinleyip hostele gittik. Tam yatarken oda arkadaşımız teşrif etti. İtalya’nın en dandik, adını bile bilmediğim bölgesinde (bu parantezi açtım ki sonradan bakıp adını yazıyım diye, yazıyorum, işte o bölge: Friuli Venezia Giulia!) kimya okuyomuş. Bizim yaşlarımızda bi eleman. 15 dakika kadar havadan sudan muhabbet ettikten sonra uyuduk.
Cagliari’de (ve Sardegna’da) geçirecek topu topu bir günümüz olduğu için sabah erken kalkıp pilan yapmaya karar verdik. Evet ‘i’yle. Pilan. Resepsiyonun önündeki broşürlerde saçma sapan alışveriş merkezlerinin reklamlarıyla civardaki bir aquapark’ın reklamları vardı. Aquapark fikri fena gelmese de önden Poetto’daki şehir plajını bi görelim dedik. Cagliari, hayatımda gördüğüm en ucuz günlük bilete sahip şehir. 2,30 euro. Fakat burda da Roma’daki gibi bilet 24 saatlik değil saat 24’e kadar. Metro, tramvay falan yok. Otobüs ve troleybüs var. Zaten avuç içi kadar yer. Bir otobüs vasıtasıyla Poetto’ya gittikten sonra plajın kalabalık ve saatin erken olduğuna kanaat getirip (nasılsa günlük biletimiz var) diyip ilk gelen otobüse bindik. Otobüs bizi Cagliari’nin tek banliyösü olan Quartu Sant’elena’ya götürdü. Görenin çok şey kazanacağı veya görmeyince çok şey kaybedilcek biyer diil. Yarım saat kadar manasız bir şekilde yürüdükten sonra bulduğumuz başka bir süpermarketten (bu sefer gerçekten süpermarket) kola-cips alıp ayak üstü öğlen yemeği yedik. Başka bir otobüse atlayıp Cagliari’ye döndük. Kartpostalların üzerinde denizi güzel görünen ‘Villasimius’a gitmeye karar verdik.
Bir buçuk saatlik ‘inanılmaz’ bir otobüs yolculuğundan sonra Villasimius’a vardık. Villasimius tabiri caizse göt içi kadar bi kasaba ama şirin de biyer. Yirmi dakika kadar yürüdükten sonra halk plajı ayarında biyere gelip yaymaca işine girdik. Plajın çok ince bir kumu var, hatta çıktıktan sonra ayakları temizlemeye gerek kalmıycak kadar ince diyebilirim. Su sıcak ve dalgalı olduğu için çok bişey anlamadım. Sanırsam burası da Çeşme gibi. Zamanımız kısıtlı olduğundan ve akabinde bizi bekleyen başka bir bir buçuk saatlik otobüs yolculuğu olduğu için plajdan çok da bişey anlamadan ayrıldık. Bir otobüs dolusu ‘herşeyi satan zenci’yle beraber aynı yolları daha eski bir otobüsle bu sefer batan güneş eşliğinde döndük. Çok da fazla olmayan eşyalarımızı hostele bıraktıktan sonra değişiklik olsun diye o akşam resepsiyonda duran kızdan pizzeria tavsiyesi alıp söz konusu mekana (L’Oca Bianca – Beyaz Kaz) gittik. Nispeten daha kalite biyer olmasına rağmen fiyatları aynıydı. Zaten geçerken baktığımızda öbür pizzeria’nın in-cin çift kale olduğunu gördük. Pizzalar güzel olmasına güzel, büyük olmasına büyüktü mamafih kuzeyde daha iyisini bulmak mümkün. Güney’in övüle övüle bitirilemeyen pizzalarını Roma harici göremedim fakat burda da ev yapımı şarap oldukça başarılıydı.
Zamanımızın geri kalanını toparlanma, uyuma, havaalanına gitme gibi aktivitelerle geçirdikten sonra gezimizi (bu sefer gecikmesiz) bir uçuşla Bergamo’da bitirmiş bulunduk. 9,60’lık Nivea güneş kremimizi de inanılması zor olsa da Security Check’ten geçirip çizmeye getirmeyi başardık. Sardegna Silvio’cuğumuzun da tatilini geçirmeyi tercih ettiği sakin, huzurlu, denizi güzel bir adacığımız. Genelde gittiğim yerlere bir daha gitmeyi istemesem de Sardegna, Roma ve Girona ile birlikte günün birinde tekrar uğramak istediğim yerler listesine girmeyi başardı. İlerleyen günlerde Türkiye’deki tatilim hakkında da ufak tefek bişerler yazmayı planlayarak yazımın sonuna geliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Biterken “Muse – MK Ultra” çalmaktaydı.

